Unutma Sen Çok Değerlisin!

Güzellik ışıltımızı kendimize ayıracağımız vakitlerde kazanırız. Bu vakitler sadece kendimiz için yaptığımız ruhumuzu ve bedenimizi beslediğimiz vakitlerdir. Spor yapmak, kendiniz için özel bir menü hazırlamak, sevdiğiniz yerlerde bulunmak ve öz bakımınızı yapmak bunlardan bir kaçıdır.

Şimdi gelin birlikte kendimiz için yararı olacak kısa ama çarpıcı çalışmaya katılalım. 10 gün sürecek olan bu çalışmada neler kazanacaksınız?

  • Cilt tipinizi doğru tanıma
  • Vücut bakımı
  • Saç Bakımı
  • Kozmetik ürünleri doğru tanımlama ve seçme
  • Evde kendiniz için hazırlayabileceğiniz, kremler, losyonlar, temizleyiciler, jeller vb ürünlerin formülleri

Kozmetik ürünü seçerken temiz içerikli olduğunu nasıl anlarsınız ve kendiniz için doğru ürünü nasıl seçebileceğinizi birlikte öğreneceğimiz bir grup kuruluyor. Bu grup dönemsel olarak Whatsapp’dan kurulacaktır.

Detaylı bilgi almak istersen aşağıya iletişim bilgilerimi bırakıyorum:

  • E-poosta: nazli.gundogdu@thechemisttry.com
  • Instagram DM: @thechemisttry
  • E-doc: Kayıt için bu linke tıklayınız.

ŞAŞIRTICI ŞEKİLDE GÖZLENEN ÇEKİRDEKTEKİ DNA

Hücre diyagramlarında veya örneklemelerinde DNA hücre çekirdeğindeki kütlesi bir kâse erişte gibi benzetilir. Birçok yıl önce, canlı organizmada hücrelerin kapladığı ortamın aksine düz cam plakalar üzerindeki hücrelerin görüntülerini çekmek bilim adamlarına DNA’nın canlı bir hücrede nasıl göründüğü hakkında fikir vermiş olabilir.

Araştırmacılar şimdilerde DNA’nın çekirdekte, yaygın illüstrasyonlarından veya cam plakalardan görünenlerden farklı olarak belirli bir düzen olabileceğini öne sürdüler.

Weizmann Bilim Enstitüsü’nden Profesör Talila Volk ve meslektaşları, kas kasılmalarının fiziksel kuvvetler yoluyla gen ifadesini nasıl etkileyebileceğini araştırıyorlardı. DNA’nın yapısının gen ekspresyonunu etkilediği bilinmektedir, çünkü hücrenin mekanizması DNA’nın aktif genleri içeren kısımlarına erişebilmelidir.

Volk, “Bunu daha fazla araştıramadık çünkü mevcut yöntemler kimyasal olarak korunmuş hücrelerin görüntülenmesine dayanıyordu, bu yüzden gerçek bir çalışan kasın hücre çekirdeğinde ne olduğunu yakalayamadık” dedi. Canlı bir hayvanda ince ayrıntıların görüntülenmesi çok zor olabilir çünkü hareketsiz olduklarında bile kalp atışları ve diğer kasları hareket edebilir ve seğirebilir.

Volk’un ekibi, bu zorluğun üstesinden gelen özel olarak tasarlanmış bir cihaz ve canlı bir meyve sineği larva modeliyle, hücrelerde kromatin, bir DNA karışımı ve onu düzenli tutan proteinler olarak bulunan DNA’nın düzenini incelemeyi başardı. Larvalardaki kas dokusu hücrelerinin çekirdekleri içindeki kromatin organizasyonunu görebildiler. Araştırmacılar gördükleri karşısında şaşırdılar: Hücrelerin çekirdeklerindeki DNA tüm alanı doldurmuyordu. Bunun yerine, kromatin, çekirdeğin iç duvarlarını çevreleyen ince bir tabaka halinde düzenlenmiştir. Yağ ve su veya faz ayrımı gibi nükleer sıvının çoğundan ayrıydı; fiziksel bir engel olmaksızın ayrılmışlardı.

Araştırmacılar, şimdi Science Advances‘te rapor edilen şaşırtıcı gözlemlerini doğrulamak istediler. Volk laboratuvarında araştırma görevlisi olan Dr. Dana Lorber, “…bulgular o kadar beklenmedikti ki, hiçbir hatanın içeri girmediğinden ve bu organizasyonun evrensel olduğundan emin olmamız gerekiyordu” dedi. Weizmann Bilim Enstitüsü’nden Profesör Sam Safran ile eLife‘da bir yayında açıklanan hesaplamalı bir kromatin organizasyonu modeli oluşturmak için işbirliği yaptılar.

Fiziksel kuvvetler gibi çeşitli özellikleri hesaba katan model, çekirdekte ne kadar sıvı olduğuna bağlı olarak kromatinin sıvılardan faz ayrımına uğrayacağını öne sürdü. Ayrıca kromatinin, larva kas hücrelerinde görüldüğü gibi kendini düzenleyeceğini de öngördü.

Bu araştırma ayrıca, hücreler cam slaytlar üzerinde kültürlendiğinde, düzleştikleri için içlerindeki hacmin değiştiğini de ileri sürdü. Bu, düzeni bozuyor ve DNA’nın çekirdeği dolduruyormuş gibi görünmesine neden oluyor olabilir.

Ek çalışma ayrıca insan beyaz kan hücrelerinde kromatinin çekirdekte aynı düzenlemeyi aldığını gösterdi; iç duvarı kaplar. Volk laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı olan çalışmanın ortak yazarı Dr. Daria Amiad-Pavlov, “Bu, bulduğumuz şeyin genel bir fenomen olabileceğini ve bu kromatin organizasyonunun muhtemelen evrim boyunca korunmuş olduğunu gösterdi” dedi.

Bu çalışmanın insan sağlığı ve hastalıkları için önemli etkileri olabilir. DNA üzerinde etkili olan mekanik kuvvetlerin gen ekspresyonunu henüz anlamadığımız şekillerde etkilemesi mümkün olabilir. Fiziksel güçler ayrıca gen ekspresyonunu etkileyerek gelişim üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. DNA’nın organizasyonu da bazı bozukluklarda değişebilir. Bu çalışmanın ortaya koyduğu birçok yeni soru hakkında daha fazla bilgi edinmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulacaktır.

 

Kaynakça: LabrootsWeizmann Institute of Science, eLife, Science Advances

Öğrenme beyinde nasıl gerçekleşir?

Yeni eğitim döneminin başlamasıyla tüm öğrencilerin aklında aynı sorular vardır bu dönem neler öğreneceğiz?  Bu soru cevaplanınca karşımıza birçok farklı cevap çıkar. Yeni öğreneceğimiz bilgiler için hafızamızı boşaltmamız gerekmez çünkü beynimiz telefon hafızası gibi değildir. İnsan hafızası için bilgisayara benzeterek bir tahminde bulunabiliyor. Yaklaşık 20 milyar civarındaki korteksimizde hücre var. Bunlar arasında trilyon kere bağlantı olursa yaklaşık 2,5 milyon GB hafızamız var.

Öğrenme olayı beynimizde nasıl gerçeleşir?

Öğrenme kısaca ‘’ bilginin kazanılması’’ olarak tanımlanabilir. Ancak okul, kitap, öğretmen, sınıf, sınav gibi sözcüklerle anlatılmak istenenden çok daha geniş bir anlam ifade eder.

Öğrenme; İnsanın bulunduğu çevreyi algılayabilmesi, çevredeki uyaranları, değişiklikleri fark edebilmesi ve bunlara uygun davranış ve tepkiler geliştirebilmesi becerisidir. Duygusal ve sosyal ve diğer birçok becerinin kazanılması öğrenme ile gerçekleşir.

Nörobilimsel olarak öğrenme; bilginin algılanması, kısa süreli bellek süreçlerinde işlenmesi, uzun süreli belleğe kaydı ve gereğinde geriye çağrılıp kullanılmasıdır. Öğrenme başta beyin olmak üzere sinir sisteminin bir fonksiyonudur. Öğrenme sinir sisteminin en küçük fonksiyonel birimi olan sinir hücrelerinde (nöronlarda) gerçekleşir.

Öğrenme, algılamanın ilk bölümü sonrasında beyinde gerçekleşir. Uyaranın (bilgi) bilinçli olarak algılanması, anlamlandırılması ve kaydedilmesi süreçleri (bellek) beyin hücrelerince (nöronlar) gerçekleştirilir. Beyin hücrelerine nöron (sinir hücresi) adı verilir. Nöronların uzun ve kısa uzantıları vardır. Uzun olan uzantılara akson, kısa olan uzantılara dentrit denir. Nöronlar (sinir hücreleri) bu uzantılar aracılığı ile birbirleri ile bağlantı kurarlar. Nöronların akson ve dentritlerinin birbirleri ile yaptıkları bu bağlantılara sinaps denir.

Öğrenme sürecinde duyu organlarından alınan uyarılar sinir hücrelerine (nöronlara) geldiklerinde, öncelikle nöronda uyarılma oluştururlar. Bu uyarılma, ilgili nöronlar arasında sinaptik aktiviteyi (bilgi alışverişini) arttırır. Öğrenme; hücresel düzeyde, nöronlar arasında ilişki kurulması yani sinaps oluşumu ile gerçekleşir. Uyaranlar, (bilgi) bu bağlantılar yoluyla nöronlar arasında transfer edilir ve öğrenme gerçekleşir. Öğrenmenin gerçekleşmesi için bilginin uzun süreli belleğe kaydı gerekir, bu kayıt için de sinapslarda bazı proteinlerin sentezi gerekir. Bu proteinler sinaptik bağlantıların kalıcı hale gelmesini sağlar.

Uzun süreli ve yineleyen ve belli şiddetin üzerindeki uyaran varlığında, uyarı nöronun çekirdeğine kadar ulaşır ve çekirdekte uyarılma oluşur. Nöron çekirdeğine ulaşan bu sinyallerle (uyarılar) nöronda protein sentezi gerçekleşir. Yani sinaptik protein sentezi, uyaranın nöronun çekirdeğini uyarması ile mümkündür. Günlük öğrenme pratiğinde bilginin veriliş şekli ve kalıcı öğrenme arasındaki ilişki, nöronal düzeyde bu mekanizma ile gerçekleşir. Yani bilginin yeterince güçlü verilmesi, nöronların çekirdek düzeyinde uyarılması, sinaptik protein sentezi ve kalıcı öğrenme ile sonuçlanır.

İnsan beyninde yaklaşık 100 milyar nöron bulunmaktadır. Nöronların da yaklaşık 15 milyarı beyin kabuğundadır. 15 milyar nöronun birbirleri ile oluşturacağı sinaps sayısı hesaplanamayacak kadar çoktur. Bu nedenle insanın öğrenme kapasitesi de ölçülemeyecek kadar büyüktür (ortalama 1000 tetrabyttır).

Yeni Bilgiler Öğrenirken Beynimiz Nasıl Değişir?

Beyinde uzun süreli işlevsel değişiklikler yeni şeyler öğrendiğimiz veya yeni bilgileri tekrar ederek kalıcı hale getirdiğimiz zaman meydana gelir. Beynin öğrenme ve değişme kapasitesi beyin plastisitesi ya da beyin esnekliği kavramı ile ifade edilir. Bu kavram özet olarak deneyimlerin beyindeki sinir yollarını yeniden nasıl düzenlediğini ifade eder.

Beyin esnekliğini zihnimizde oyun hamuru örneği ile somutlaştırabiliriz. Oyun hamuru ile bir pasta yaptığımızı düşünelim. Hamuru pasta haline getirebilmek için yuvarlamak, kenarlarından bastırmak, yeni hamur parçaları eklemek ve çıkarmak gerekebilir. Böylece hamurun şekli değişir. Benzer şekilde beyindeki sinir bağlantıları da deneyimlerimize veya duyusal tepkiye yanıt olarak yeniden düzenlenebilir.

Beyin esnekliği yaşam boyu gerçekleşen bir süreçtir ve birçok beyin hücresi bu sürece katılır. Beyin bireyin ömrü boyunca gelişir ve değişir. Ancak bu değişimler yaşamın belirli dönemlerinde daha baskın görülürken bazı dönemlerde etkisi azalabilir. Beyin esnekliği genetik faktörlere bağlıdır, ancak çevre şartlarından da etkilenebilir.

Bir bilginin öğrenilmesi sırasında beyinde oluşan değişiklikleri görebilmek için farklı yöntemler kullanılır. Bunlardan en yaygın olanı fMRI (işlevsel manyetik rezonans görüntüleme) yöntemidir. Bu cihaz beyinde kan akışında oluşan değişiklikleri tespit eder. Yeni bir şey öğrenirken beynin hangi bölgelerinde kan akışının arttığı yani beynin hangi bölgelerinin etkin olduğu bu yöntemle belirlenebilir.

Öğrenme sürecinde pratik yapmak yani tekrar, edinilen bilgilerin ya da becerilerin kalıcı olmasındaki en önemli aşamadır. Bir bilgiyi ya da davranışı tekrar etmek onu daha kolay hatırlamamızı ya da gerçekleştirmemizi sağlamanın yanı sıra beynimizi de değiştirir.

Öğrenme Sırasında Beynin Hangi Hücreleri Değişir?

Nöronlar beyindeki en bilinen hücrelerdir. Ancak gliyal olarak isimlendirilen hücreler beyindeki hücrelerin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Gliyal hücrelerinin temel işlevinin nöronları bir arada tutmak olduğu düşünülüyordu. Ancak son yıllarda yapılan bir araştırma gliyal hücrelerinin de öğrenme sürecinde etkili olduğunu gösteriyor.

Nöronlar gliyal hücreleri tarafından çevrelenir ve korunurlar. Gliyal hücreleri sinir aksonlarının etrafını sarar. Bu yapı miyelin kılıfı olarak isimlendirilir. Protein ve yağdan oluşan miyelin kılıfı aksonların çevresinde yalıtım sağlar. Böylece sinir uyarılarının iletimini hızlandırır.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacılarından R. Douglas Fields, yeni becerilerin öğrenildiği sırada bir aksonun etrafında yalıtım sağlayan miyelin miktarının arttığını buldu. Bu değişim tek bir gliyal hücresinin büyüklüğünün artması ve kılıfsız aksonlara yeni gliyal hücrelerinin eklenmesi şeklinde gerçekleşebiliyor. Bu değişiklikler bir nöronun sinyal iletme yeteneğini geliştirerek daha iyi öğrenmeye yol açar.

Öğrenme sürecini inceleyen farklı bilim insanlarının çalışmalarından yapılacak ortak bir çıkarıma göre bilgiyi daha uzun süreye yayarak, parçalara bölerek ve belirli aralıklarla tekrarlayarak kalıcı hale getirebiliriz. Böylece beynimize yeni bilgilerin beynimizdeki hücrelerde kalıcı hale gelmesi için yeterli imkânı verebiliriz.

İnsan Hafızası Nasıl Çalışır?

Çoğumuz hafızayı, beynimizin içinde bilgilerin saklandığı bir depo gibi algılarız. Oysa bilim insanları hafızanın bundan çok daha karmaşık olduğu görüşündeler. Onlara göre hafıza bir depodan çok bir işlemler zinciri. Zihnimizde gerçekleşen fark etme-kaydetme-hatırlama ve unutmayla ilgili bölümlerden oluşan bir zincir.

Hafızanın oluşmasında ilk adım kodlamadır. Kodlama seçici dikkatle başlar. Beyin ve düşünce sistemimiz dışarıdan gelen sınırsız sayıda uyarıya açık olmasına rağmen bu verileri kodlarken her veriye aynı işlemi yapmaz. Bilim insanları hafızayı hiç silinmeyecek biçimde kodlamak için her şeyden önce çok dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bir şeye ne kadar yoğunlaşırsak onun beynimize kodlanması da o kadar sağlam olur.

Bilgi ne kadar sık tekrarlanır ya da kullanılırsa hafızada kalıcı bir yer etmesi o kadar kolaylaşır. Uzun süreli hafızamız, sınırsız ölçüde bilgiyi çok uzun süre saklayabilir. Beynimizde bulunan nöronların tamamı birbirlerine bağlı değildir. Bu bağlantıların çoğunu  biz kendimiz geliştiririz. Bunun yolu, bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilmesidir. Bir beyin hücresi bir diğerine sinyal gönderirken ikisi arasında bir yol oluşur, eğer insan bunu tekrar ederse bu yol kalıcı olur. İki hücre arasındaki sinyal alışverişi ne kadar artarsa aralarındaki bağ da o kadar kuvvetlenir.

Çok kullanılan bağlantılar hatırlamayı kolaylaştırır. Ama konudan uzaklaştığımızda -dolayısıyla bağlantılar arası sinyal alışverişi durduğunda-  beynimiz bir süre önce çok iyi bildiği bir şeyi unutmaya başlar.  Kullanılmayan bağlantılar zayıflayarak kopar. Hatırlamakta güçlük çektiğimiz bilgiler, büyük oranda biz onları gündelik hayatımızda canlı tutmadığımız, yeterince kullanmadığımız için silinmeye başlamışlardır.

Biz yeni bir bilgiyi öğrenip tekrar ettikçe sadece bilgileri hatırlamamız kolaylaşmaz, beynimizdeki karmaşık hafıza devreleri de yapılanır ve zihnimizin performansı artır. Düşündüğümüz, hatırladığımız her şey zihnimizdeki bağlantıları derinleştirir. Biz düşündükçe, hatırladıkça her yeni tecrübeyle beynimizin fiziksel yapısı da değişir.  Ne kadar çok düşünür, analiz eder, yeni bağlantılar kurarsak beynimiz de o ölçüde güçlenir.

Kaynak:

Beynimiz Nasıl Öğrenir?

https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/yeni-bilgiler-ogrenirken-beynimiz-nasil-degisiyor

İnsan Hafızası Nasıl Çalışır?